Ana Sayfa

Meslek Hukuku

Vergi Hukuku

Ticaret Hukuku

İktisat Teorisi

Maliyet Muhasebesi

Mali Analiz

Muhasebe Denetimi

SMMM Görüntülü DVD

SMMM Dersleri

Evrak Listesi

Sınav Tarihleri

Sınav Soru ve Cevapları

SMMM Soru Dağılımı

SMMM Staja Başlama Kitapları

SMMM Yeterlilik Kitapları

 

SMMM İktisat Teorisi Konu Özeti  SMMM SMMM İktisat Teorisi

 

İktisat teorilerinin ortaya çıkışı Eski Yunanlılardan önceki çağlara kadar uzanır. Ancak bu günkü iktisadi düşüncelerin temelleri öncülüğünü Adam Smith (1773-1970)’ in yaptığı Klasik İktisatçılar (liberalller) tarafından ortaya atılmıştır. Bu akımın ortaya çıkmasında en önemli etken kuşkusuz  Sanayi devrimi olmuştur. 1776 yılında yayımlanan Adam Smith’in “Ulusların Zenginliği” adlı eseri ile doğan klasik düşünce , bu ekole mensup iktisatçılarla zenginleştirilmiştir. Klasik düşüncenin varsayımları şunlardır:

1- Denge açısından :  Klasiklere göre denge doğal olarak ve kendiliğinden sağlanır. Otomatik olarak dengeyi sağlayan güç; fiyat mekanizmasıdır.

2- Üretim Faktörlerinin istihdamı açısından :  Fiyat mekanizması düzgün şekilde işlediği sürece ekonomi tam istihdam dengesini kendi kendine sağlamaktadır. Tam istihdamın sonucu olarak, ekonomide işsizlik olmayacak ve üretim dolayısıyla milli gelir en yüksek düzeye erişecektir.

3- Devlet Müdahalesi açısından : Klasiklere göre ekonomiyi dengeye getiren koşul rekabettir. Bu nedenle “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” felsefesini benimseyen bu görüş, devletin ekonomiye piyasa mekanizmasını bozacak her türlü müdahalelerini yasaklar. Klasiklere göre devlet , rekabeti sağlayacak düzenlemeleri yapmak ve rekabeti önleyici her türlü engeli ortadan kaldırmak zorundadır.

4- Reel ve Parasal İlişkiler :  Klasikler değer teorisini para teorisinden ayırırlar. Bunlara göre para sadece mübadele aracıdır, ekonomik olaylar üzerinde hiçbir etkisi yoktur.

5- SAY yasası geçerlidir: “ Her arz kendi talebini yaratır.”

 

1870 yıllardan sonra klasik ekolün revizyonu olarak nitelendirilen Neo-Klasik akım iktisatta büyük devrim yapmıştır.  Neo-klasikler, değeri (faydayı) marjinal fadya ile açıklama yoluna gitmişlerdir.  Bu yolla makro ekonomiye mikro temellerle bakarak analiz yapmışlardır.

 

1929’lu yıllara kadar dünyada klasik iktisat hüküm sürmüştür. Ancak 1929 lu yıllarda ortaya çıkan büyük buhran bu sisteme güveni sarsmıştı. 1936 yılında J.M. Keynes’in, klasiklerin ve neo-klasiklerin çeşitli görüşlerini çürüten “istihdam, faiz ve Para hakkında Genel Teori” adlı eseriyle keynesyen devrimi başlamış olmaktadır.

Keynesyen görüşün varsayımları şunlardır:

1- Tam istihdam :  Piyasa güçleri ekonomide tam istihdamı sağlamakta yetersiz kalmaktadır. Ekonomi eksik istihdamda da dengeye gelebilir.

2- Parasal Analiz :  Para ekonomik analizde çok önemli bir yere sahiptir. Para klasiklerin savunduğu gibi nötr değildir.

3- Devlet müdahalesi açısından:  Devlet ekonomiye müdahale etmek zorundadır. Bu müdahale araçları para ve maliye politikası araçlarıdır.

 

Kısaca Keynes, makro ekonomik akımın kurucusu ve temsilcisi olarak kendi adı ile anılan bir dönem başlatmıştır.

 

Makro İktisadın İlgi Alanları

4 merkezi sorundan söz edilebilir :

1- Ekonomik Büyüme

2- İşsizlik

3- Enflasyon 

4- Ödemeler bilançosu dengesi

 

1. Ekonomik Büyüme: reel bir kavramdır. Uzun dönemli bir sorundur. Reel GSMH daki artışlar büyümedir

2.  İşsizlik: Bir ekonomide üretilen nihai mal ve hizmetlerin değerine GSMH denir. Üretilen hâsıla ekonomide aynı dönemde oluşan gelire eşit olduğundan hâsıla ve gelir kavramları özdeş olarak kullanılmaktadır. Üretim faktörlerinin ne düzeyde istihdam edildiği gelir düzeyine bağlıdır.

3. Enflasyon fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artış iken, deflasyon fiyatlar genel düzeyindeki sürekli düşüşleri ifade etmektedir.

4. İki ülke arasındaki mal ve hizmet ticaretini gösteren eşitliktir.

 

Bu sorunlar arasında çeşitli ilişkiler bulunmaktadır. Şöyle ki;

OKUN YASASI: Ekonomik büyüme ile işsizlik arasındaki ters yönlü ilişkiyi ifade eder

PHILIPS EĞRİSİ: İşsizlik ile enflasyon arasındaki kısa dönemli ters yönlü ilişkiyi ifade etmektedir.

 

Milli Gelir Hesaplamaları

 

  Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) : Belli bir dönemde (genelde bir yıl) bir ülke vatandaşlarının sahip oldukları  üretim faktörleri kullanılarak üretilmiş bütün nihai mal ve hizmetlerin piyasa fiyatları ile hesaplanmış değerine GSMH denir.

GSHM hesaplamasında nihai mal kavramının kullanılmasının asıl nedeni ara malların ve stok mallarının çifte hesaplamaya sebeiyet vermemek için dikkate alınmaması gerektiğidir.

 

   Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYIH) : Bellir bir dönemde (genelde bir yılda) bir ülke sınırı içinde üretilmiş nihai mal ve hizmetlerin piyasa değerine GSYIH denir.

 

GSMH’da ülke vatandaşlığı önemli iken , GSYIH da ülke sınırı önemlidir.

 

GSMH = GSYIH + Net Dış Faktör Geliri

 

   Safi Milli Hasıla : (SMH) :  GSMH dan amortismanların çıkarılması yoluyla elde edilen değere SMH veya NMH denir . Ekonominin cari dönemdeki gerçek üretim, üretim gücünün ölçüsüdür.

   Milli Gelir (MG) : SMH dan Dolaylı vergilerin düşülmesi ve sübvansiyonların eklenmesi suretiyle hesaplanabilen değerdir.

Ancak MG hesaplamalarında 3 farklı yöntem söz konusudur:

·    Üretim Yöntemi : Bir ülkede bir yılda üretilen mal ve hizmetlerin parasal değerinin hesaplanmasıdır. Her ülkede o ülke insanlarının gereksinim duydukları mal ve hizmetler üretilir ve milli gelir denilince üretilen bu mal ve hizmetlerin parasal değerleri akla gelir.

·    Gelirler Yöntemi : Üretim faktörlerine yapılan ödemeler toplanarak bulunur. Yani;        

      Ücretler

Faizler

Karlar

 +   Rant         .

Milli Gelir (Faktör Fiyatları)

      +    Dolaylı Vergiler  .

     SMH (piyasa fiyatlarıyla)

      +    Amortismanlar     .

     GSMH

 

·    Harcamalar Yöntemi: Faktör sahipleri gelirlerini, üretilen mal ve hizmetleri satın lamak için harcayacalarına göre, bu harcamaların toplamı GSMYH yı verecektir.

GSMH = C + I + G + X – M

C : Özel tüketim harcamaları ( GSMH nın en büyük kalemidir)

I   : özel yatırım harcamaları

G : Kamu harcamaları

X : ihracat

M : ithalat

 

GSMH ‘dan Harcanabilir Gelire adım adım ilerleyiş

      GSMH

-     Amortismanlar

= SMH

      -     Dolaylı Vergiler   

      = Milli Gelir

      + (Transfer harcamaları+Sübvansiyonlar)

      .     - (Kurumlar vergisi+Dağıtılmayan karlar+Sosyal kesenekler)

      = Kişisel gelir

      -    Dolaysız vergiler

      = Harcanabilir Gelir

 

NOMİNAL GSMH VE REEL GSMH

Nominal GSMH, bir dönemin üretimini değerini ayni dönemin fiyatları ile (cari fiyat) ölçerken, reel GSMH bir dönemin üretiminin değerini baz alınan yılın fiyatları ile (sabit fiyat) ölçer. Reel GSMH enflasyondan (fiyat artışlarından ) arındırılmış GSMH dır.

 

Reel GSMH = (Nominal GSMH / Fiyat Indeksi) X 100 formulü yardımıyla bulunabilir.

 

Yıllar     Nominal GSMH    Fiyat Indeksi

1997          6          100

1998          9          150

1999          10        200          

 

Reel GSMH1997  (6/100) X 100   =  6

Reel GSMH1998 (9/150) X 100    = 6

Reel GSMH1999 (10/200) X 100  = 5

    

Nominal GSMH 1997-1998-1999 yıllarında artıyormuş gibi görünürken aslında bu artışın sadece görünürde olduğu reel de ise artış olmadığı görülmektedir. 1997 den 1998 e geçerken reel GSMH artmamakta sabit kalmakta hatta 1998 den 1999 a giderken azaldığı gözlenmektedir.

 

Fiyat Indeksleri

 

1)      TÜKETİCİ FİYAT INDEKSİ (TÜFE)

Şehirde yaşayan tüketicilerin sabit bir mal ya da hizmet sepetini satın alma maliyetindeki değişmeleri ölçmede kullanılan ındekstitr.

2)      GSMH ZIMNİ DEFLATÖRÜ

Bir dönemin nominal GSMH nın reel GSMH ya oranlanması dır.

3)      TOPTAN EŞYE FİYAT INDEKSİ (TEFE)

Hammadde ve yarı mamülleri de içeren ve fiyatların üreticiden dağıtım kanallarına geçerken ölçülmesini sağlayan yöntemdir.

   TEFE haberci görevindedir. Eğer bu oranda artış olursa TÜFE ve Deflatörde bir artış olması muhtemeldir. Siyasiler TEFE ye daha çok önem verirken, tüketici için önemli olan TÜFE oranlarıdır.

 

   GSMH deflatörü ekonomide üretilen tüm nihai mal ve hizmetleri içerirken TÜFE sadece tüketiciler tarafından satın alınan bazı mal ve hizmetleri içerir.

   TÜFE nin ölçtüğü mal sepeti yıldan yıla değişmezken deflatörün ölçümüne giren mal ve hizmetler bileşimi değişebilir.

   Deflatör sadece türkiye de üretilen mal ve hizmetleri kapsarken TÜFE ithal malları da dikkate alır.

 

 

Tüketim Fonksiyonu

Toplumdaki tüm bireylerin harcanabilir gelir ile tüketim harcamaları arasındaki ilşikiyi ortaya koyan fonksiyondur. Gelir düzeyi arttıkça tüketim artar. Ancak tüketimdeki artış hızı gelirdeki artış hızından daha düşüktür.

 

C = co+c.Yd şekilinde ifade edilir. Bu fonksiyonda

C= Tüketim

Co = otonom tüketim

.c= marjinal tüketim eğilimi

Yd = Harcanabilir gelir

 

Otonomo Tüketim (Co): Gelirden bağımsız olan tüketimdir.Gelir sıfır olsa bile insanların yapmak zorunda oldukları tüketimi ifade eder.

 

Marjinal Tüketim Eğilimi ( c ) : Tüketim doğrusunun eğimini gösterir. Tüketimdeki değişmenin gelirdeki değişmeye oranlanması yolu ile bulunur (C / Yd)  hesaplamasıyla bulunur. 

 

Ortalama Tüketim Eğilimi : bellir bir gelir düzeyinin tüketim harcamalarına ayrılan kısmını gösterir.  ( C/Yd) hesaplamasıyla bulunur. Gelir arttıkça ortalama tüketim eğilimi azalır ve marjinal tüketim eğiliminden daha büyüktür.

 

 

Tasarruf Fonksiyonu

Gelirin harcamaya ayrılmayan kısmı olarak tanımlanan tasarruf gelir düzeyi ile ilişkilidir. Gelirdeki artışlar tasarruf düzeyini de arttırmaktadır.

 

S=  so + s.Yd şeklinde belirlenir. Bu fonksiyonda

S= tasarruf

.so= otonom tasarruf

s= marjinal tasarruf eğilimi

Yd : harcanabilir gelir dir

 

Otonom tasarruf : ( so) : gelirden bağımsız olan tasarruftur. Otonom tüketimin eksilisidir (-co) olarak hesaplanabilir.

 

Marjinal tasarruf eğilimi ( s ) = tasarruftaki değişmenin gelirdeki değişmeye oranlanması yoluyla bulunur. (S/Yd) şeklinde hesaplanır. 

Bir ekonomide marjinal tüketim eğilimi  ile marjinal tasarruf eğiliminin toplamı daima 1 ‘e eşittir.

 

     ( c + s = 1) olmak zorundadır.

C= co + c.Yd ise

S= -co + (1-c).Yd olacaktır.

 

Yatırım Fonksiyonu

Mal ve hizmet üretilmesi için gereken yeni ve ek üretim tesislerinin kurulması ile stoklara yapılan ilaveledir. Bu işlemin gerçekleştirlmesi için yapılan ödemeler ise yatırım harcamalarıdır.

 

Yatırım Çeşitleri :

1)      Bürüt Yatırım : Bir ekonomide bir yılda yapılan yatırımların toplamı bürüt yatırımlardır.

2)      Net Yatırım: Bürüt yatırımdan aşınma ve yıpranma payı düşüldükten (amortisman) sonra kalan kısımdır.

3)      Otonom Yatırım  : Milli gelirdeki değişmelerden duyarsız olan yatırımlardır. Talep dalgalanmaları bu yatırım düzeyini etkilemez

4)      Uyarılmış yatırım : Milli gelir artışlarına bağlı olarak artan yatırımlara denir. Milli gelir belli bir üretim düzeyinin altına düşerse işletmeler yeni yatırım yapmak yerine ellerindeki stoklarını değerlendireceklerdir. Bu nedenle uyarılmış yatırımlar eksi değer alabilir.

 

   Bir ülkede cari faiz oranları düşükse yatırım talebi artar

   Sermayenin marjinal etkinliği faiz oranlarından yüksekse yatırım talebi artar değilse azalır

   Yenilikler, buluşlar, devletin ekonomi politikası, parasal ücret düzeyi nüfus değişmeleri de yatırım düzeyini etiler.

 

 YATIRIM = TASARRUF yardımıyla denge milli gelir düzeyinin bulunması:

 

Ekonomik birimler gelirlerini ya harcayarak ya da tasarruf yaparak kullanırlar

Y = C + S

Ekonomik birimler gelirlerini ya harcayarak ya da yatırım yapark kullanırlar

Y= C + I

Bu durumda  C+S=C+I olacaktır. Yani S=I olacaktır.

Bu eşitlik bize hane halkının tasarruf yapmayı planladığı miktarın, firmaların yatırım yapmayı planladığı miktara eşit olduğunu gösterir.

Planlanan Yatırım Planlanan Tasarruf

Is-Lm Modeli
IS:
ekonominin mal piyasasındaki dengesini ifade eden eşitliktir. Üzerindeki her noktada yatırımların tasarruflara eşit olduğunu gösterir. Negatif eğilimli bir eğridir.

Is-Lm Modeli

IS eğrisinin eğimi negatiftir. Faiz oranlarının yükselmesi yatırımları azaltacak dolayısıyla toplam talep ve gelir seviyesi üzerinde olumsuz etki yaratacaktır. Bu nedenle hareket ters yönlü olacaktır. IS eğrisinin ne kadar dik ya da yatık olacağı, yatırım harcamalrının faiz oranına karşı duyarlılığına ve çarpan katsayısına bağlıdır.

Is Eğrisinde Kaymalar

IS eğrisinin sağa kayması toplam talep artışı anlamına gelmekte olumlu karşılanmaktadır. Sola kayması ise talep daraltıcı politikaları içermektedir.

IS’ i sağa kaydıran haller:

   Olumlu gelecek bekleyişleri (sağa) ; olumsuz bekleyişler (sola)    

   Kamu harcamaları artışı (sağa) ; kamu harcamaları azalışı (sola)

   Vergi oranları azalışı (sağa) ; vergi oranları artışı ( sola )

IS’ i sağa kaydıran haller

LM : Para piyasasının dengede olduğu gelir ve faiz oranı bileşimlerinin geometrik yeridir. LM eğrisi üzerinde her noktada para arzı para talebine eşittir.
 

LM

Denge Faizinin Belirlenmesi

TOPLAM TALEP ve TOPLAM ARZ EĞRİLERİ YARDIMIYLA KLASİK VE KEYNES MAKRO EKONOMİK AÇIKLAMALAR:

Toplam Talep: Bir ekonomide karar birimlerinin çeşitli milli gelir düzeylerinde yapmaya hazır oldukları muhtemel harcamaların seyrini göstermektedir. Gerçekleşen değil beklenen harcama düzeyinin ne olacağını gösterir.

Bir ekonomide toplam talep düzeyini (AD) ;

   Tüketim harcamaları ( C )

   Yatırım malları harcamaları ( I )

   Devletin tüketim ve yatırım harcamaları (G) 

   İhracat ( X )

   İtalat ( M) belirlemektedir.

AD = C + I + G + X – M dir.

Toplam Arz :  Her bir fiyat düzeyinde piyasaya arz da bulunan tüm birimlerin ne kadarlık arzda bulunacağının seyrini göstermaktedir.

Toplam arz eğrisi 3 bölgeden oluşur :

Toplam Arz

En yüksek GSMH değeri Y* da oluşacaktır. Çünkü bu düzeyde tüm kaynaklar tam ve etkin kullanıldığı için eksik istihdam söz konusu değildir. ( Klasik aralık)

Keynesyen aralıkta geliri arttırmanın yolu talep yönlü politikalar olmaktadır.

Ara aralıkta ise ham talep yönlü hem de arz yönlü politikalarla gelir arttırılabilir.

Para Arzı Ve Para Talebi

Para : ekonomide mal ve hizmetlerin değişimi olarak kullanılan her türlü varlığa para adı verilmektir.

Ancak paranın 3 temel işlevi (fonksiyonu ) vardır :

   DEĞİŞİM ARACIDIR

   DEĞER BİRİKTİRME ARACIDIR

   HESAP BİRİMİDİR

Paranın özellikleri şunlardır :

   Genel kabul görmelidir

   Taklit edilmemelidir ( nadirlik)

   Taşınabilir olmalıdır

   Çabuk deforme olmamalıdır

   Bölünebilmelidir

Para Türleri

   Mal para : Kendi başında bir değere sahip olan ve aynı zamanda bir değişim aracı olarak kullanılan fiziki mallara mal para denir.En çok bilinen örnekleri altın, gümüş ve bakır gibi metallerden yapılmış olan sikkelerdir. Sikke değerlerinin düşürülmesi Greshman Kanununu gündeme getirmiştir. Bu konuna göre “kötü para iyi parayı piyasadan kovmaktadır”

   İtibari Para

   Kaydi para: Banka parası olarak ta adlandırılan bu para çarpan yardımıyla kolayca hesaplanabilir

DD = 1/rr . D formülüyle hesaplanabilir

PARA ARZI: Bir ülkedeki toplam para miktarını ifade eder. Merkez bankasının kontrolünde olduğu için dışsal bir değişkendir.

M1: Kağıt para + bozuk para + vadesiz mevduat

M2 : M1 + Vadeli mevduat

M2y: M2 + yurt içi yerleşiklerinin döviz tevdiat hesapları

   KLASİK SİSTEME GÖRE PARA TALEBİ

Belli bir toplam gelir miktarı için elde ne kadar para tutulması gerektiğini için aynı zamanda bir para talebi teorisidir.

Fısher tarafından yapılan analiz bu konuyu açıklamaktadır: (M.V = P.Y)  : Bu teoriye göre milli gelir düzeyi para miktarına bağlıdır.

   KEYNESYEN SİSTEMDE PARA TALEBİ

Likidite tercih teorisine göre insanlar 3 şey için para talep ederler.

1- İşlem amaçlı f(Yd)

2- İhtiyat amaçlı      f(Yd)

3- Spekülatif amaçlı f(i),

İlk 2 güdü aktif para balansını (dengesini) ifade ederken, gelirin artmasıyla artan veya azalan bir yapıdadır.  3. Güdü ise faizin bir fonksiyonu olup faiz oranları ile tahvil fiyatları arasındaki ters yönlü ilişkiden hareketle (finansal fırsatlar) kazanç elde etmeyi açılayan bir teorimdir.

Likidite Tercih Teoremi

Keynesyen bir teorem olan tercih teoremi dışsal bir değişken olan para arzıyla para talebinin kesiştiği yerde oluşan dengeleri açıklamaktadır. Para arzı merkez bankasının kontrolü altında olduğu için dışsal bir değişken olarak kabul edilmektedir. Para talebi ise (işlem+ihtiyat+süpekülatif) toplamından oluşmaktadır. Buna göre ;

Para Talebi

MERKEZ BANKASININ PARA ARZININ KONTROLÜ

Bankaların bankası olma rolüne sahip olan Merkez Bankalarının (MB) yerine getirmeleri gerekli 4 ana işlevleri vardır:

   Devletin bankası olma

   Ticari bankaların bankerliğini yapma

   Para piyasının düzenli işlemesini sağlama

   Para arzını konrol etme

MB bu işlevlere ulaşabilmek için başlıca şu araçları kullanır :

   Piyasaya para sürmek

   Reeskont oranı belirlemek

   Açık piyasa ilemi yapmak

   Kanuni karşılık oranın ı belirlemek (munzam/zorunlu karşılık)

   Kredi tavanı belirleme

Enflasyon

Bir ekonomide fiyatlar genel düzeyinin sürekli artmasıdır. Artan düzeyler doğal olarak paranın satın alma gücünü de azaltacaktır. Ve bugünün 1 YTL si yarının 1 YTL sinden daha değerli hale gelecektir.

TÜRLERİ :

   TALEP ENFLASYONU : Toplam talep düzeyinin toplam arz düzeyini aşmasıyla oluşur.  Şöyleki ;

TALEP ENFLASYONU

   MALİYET ENFLASYONU : (ücret fiyat sarmalı) ; artan maliyetler sebebiyle fiyatlar düzeyinin yükselmesidir.

   İTHAL ENFLASYON : 1974 petrol krizinde olduğu gibi

   YAPISAL ENFLASYON :ekonominin yapısından kaynaklı olan enflasyondur.

İşisizlik

1930’lu yıllara kadar iktisatçılar piyasanın kendi haline bırakılması durumunda işsizlik oranının minimum düzeyde kalacağına inanmışlardı. Bu nedenle 19’uncu yüzyılda ve 20’nci yüzyılın başlarındaki ünlü iktisatçılar (John Stuart Mill, Alfred Marshall ve A.Cecil Pigou gibi) bir ekonomideki üretim faktörlerinin tam istihdamını gerçekleştirmek için devlet müdahalesine gerek olmadığını savunmaktaydılar. Bu iktisatçılar, üretim faktörlerinden birisi olan işgücünün kimi zaman eksik istihdamının söz konusu olabileceğini, yani ekonomide işsizliğin kimi zaman artabileceğini kabul ediyorlar, ancak tam istihdam düzeyinden uzaklaşma anlamına gelen bu işsizlik artışının geçici olduğunu ve piyasa mekanizmasının tam istihdamı otomatik olarak yeniden sağlayacağını savunuyorlardı.

Temel olarak klasik iktisatçıların görüşleri, 19’ncu yüzyıl Fransız iktisatçısı John Baptise Say tarafından öne sürülen ve daha sonraki yıllarda onun adıyla anılan bir yasanın işlemesi ile özetlenmektedir: Her arz kendi talebini yaratır. Bu yasanın işlemesi ile “toplam harcamaların tam istihdam üretim düzeyini sağlamada yetersiz

kalması söz konusu olamaz görüşü savunulmaktadır. Say kanununa göre belirli bir miktardaki mal ve hizmetin üretimi, bu üretimi satın almaya yetecek miktarda bir gelirin yaratılması ile sonuçlanır. Üreticilerin üretim faktörü sahiplerine ödedikleri miktar üretilen mal ve hizmetlerin değerine eşit olmak zorunda olduğundan, Say kanununa göre her arz kendi talebini yaratmaktadır.

1930’larda yaşanan Büyük Bunalım klasiklerin yukarıda kısaca özetlenen görüşlerinde aksayan bazı hususların olduğunu ortaya koymuştur. Büyük Bunalım’da ortaya çıkan durgunluk uzun bir süre devam ettiği ve milyonlarca insan bu sürede işsiz kaldığı için, işsizliğin sadece geçici bir süre için ortaya çıktığını, ekonominin

makul bir süre içinde otomatik olarak tam istihdamı sağlayacağını kabul etmek oldukça güçleşmiştir. İşte Keynes ve onu izleyenler bu noktada klasik modelin en azından iki tane temel eksikliği bulunduğunu öne sürmüşlerdir.

Bu eleştirilerden ilkine göre, bir ekonomide yatırım ve tasarruf yapan ekonomik birimler genellikle farklıdır ve bunlar birbirlerinden farklı gerekçelerle yatırım ve tasarruf yapmaktadırlar. Tasarrufların önemli bir miktarı ilerideki günler için bir tarafa para koymayı amaçlayan hane halkları tarafından gerçekleştirilirken, yatırımların önemli bir miktarı tesislerini genişleterek veya yeni teçhizatla takviye ederek karlarını arttırmayı amaçlayan firmalar tarafından gerçekleştirilmektedir. Yüksek bir istihdam seviyesini gerçekleştirmeye olanak tanıyan bir üretim düzeyinde, hane halklarının yapmayı planladıkları tasarruf miktarının işadamlarının yapmayı planladıkları yatırım miktarına eşit olacağı garanti değildir. Tasarruf, yatırımların finansmanında kullanılmak yerine, elde tutulan para miktarının artmasına da neden olabilir. Bu yüzden kapitalist bir ekonomik sistem içinde devletin uygun politikalar izlememesi durumunda işsizliğin olmayacağı veya enflasyonun ortaya çıkmayacağı gibi kesin bir kural olamaz.

İkinci olarak, Keynes ve onu izleyen iktisatçılar klasik modelin “ücretler ve fiyatlar tam esnektir” şeklindeki varsayımlarının gerçekçi olmadığını savunmuşlardır. Bu eleştiriye göre, günümüz ekonomileri ücretlerin ve fiyatların esnek olmasına engeller getiren çok sayıda faktör nedeniyle tam rekabetçi yapıdan uzaklaşmaktadırlar. Özellikle birçok sanayi kolunda fiyatları düşürmekten kaçınan az sayıda üretici firma söz konusudur. Talepteki büyük bir azalmaya karşın bu sektörlerde fiyatlar uzun süre aynı düzeyde kalabilmektedir. Bunun dışında işçi sendikaları ücretlerin düşürülmemesi yönünde büyük bir mücadele verebilirler. Bu gerçekler ışığında, klasik modelin ücretlerin ve fiyatların esnek olduğu şeklindeki varsayımları gerçekçi görünmemektedir. Buna bağlı olarak, ücretlerin ve fiyatların düşmesi ile tam istihdamın sağlanacağını savunmak da gerçekçi değildir.

Bazı temel kavramlar :

   İstihdam : tam gün çalışan yetişkin emeğin sayısıdır.

   İşsizlik : çalışmayan ve aktif olarak iş arayan yetişkin emeğin sayısıdır.

   İşgücü (emek gücü) : çalışan ve işsiz olan işçilerin toplamıdır

   İşsizlik oranı (eksik istihdam oranı ) : İşsiz sayısının işgücüne oranının yüzde olarak gösterilmesidir. Yani : U= (işsiz sayısı / işgücü miktarı) X100

    İşgücüne katılım oranı : yetişkin nüfusun emek gücü içindeki yüzdesidir.

İşsizlik türleri :

   Açık işsizlik (gayri iradi işsizlik) : Cari ücret düzeyinde çalışmaya razı olduğu halde iş bulamayanların oluşturduğu gruptur.

   Gönüllü işsizlik (iradi işsizlik) : Cari ücret düzeyinde iş olduğu halde çalışmak istemeyenlerin oluşturduğu gruptur

   Friksiyonel (arızi) işsizlik : İnsanların işgücüne girip çıkmaları ve yeni iş olanakları veya iş olanaklarının yok olması gibi nedenlerle işsiz kalmalarıdır.

   Yapısal işsizlik: Ekonominin yapısındaki temel dinamiklerden kaynaklanan işsizliktir.

   Konjektörel (eksik talep ) işsizliği: Toplam talebin tam istihdamı yaratmada yetersiz olduğu zaman ortaya çıkan durgunluk sonucu oluşan işsizliktir.

   Reel ücret işsizliği: Yüksek reel ücretlere bağlı olarak ortaya çıkan işsizliktir.

   Gizli İşsizlik: Görünürde bir işleri olmasına rağmen üretime bir katkıları olmayan grubun oluşturduğu işsizlik türüdür.

Enflasyonla İşsizlik Arasındaki İlişki

Kısa dönemde enflasyonla işsizlik arasında ters yönlü bir ilişkiden söz edilebilir. Bu ilişkiyi PHILIPS ortaya koymuştur. Buna göre eğer karar birimleri enflasyonla mücadele etmek isterlerse belli bir oranda işsizliği kabul edecek; işsizliği azaltmak isterlerse o zaman da belli bir enflasyonu kabul edeceklerdir. Ancak bu çalışma kısa dönemlidir. Uzun dönemde phlips eğrisi dik bir çizgi halini alır ve bu iki değişken arasında ilişkiden söz edilemez.

Enflasyonla İşsizlik Arasındaki İlişki

EKONOMİK BÜYÜME :

Bir ulusun kendi yurttaşlarının yaşam standardını arttırma yeteneği, o ülkenin uzun dönemde ekonomik büyüme oranına bağlıdır. Büyüme, zaman içinde toplam çıktı miktarında meydana gelen artıştır ve reel bir olgudur. Bir önceki yıl ile bu yıl arasındaki rakamsal artış büyüme olarak adlandırılırken; kalkınma ya da gelişmeden söz edebilmek için alt yapı unsurlarına bakmak gerekmektedir. Örneğin eğitim seviyesi, tüketilen enerji, ölüm hızı gibi...

Büyümenin 3 temel kaynağından söz edilebilir:

   Sermaye birikimi

   İşgücü artışı

   Teknoloji

Üretim imkânları eğrisinin sağa doğru kayması da büyüme olarak adlandırılabilir. Şöyle ki;

EKONOMİK BÜYÜME

İSTİKRAR POLİTİKLARI

Toplam talep düzeyini etkilemek amacıyla uygulanan kısa dönemli herhangi bir politikaya istikrar politikası denir. Burada amaçlanan iktisadi istikrarın sağlanmasıdır.

Politika Türleri :

   Ortodoks Tipi : Para ve maliye politikasını içeren ancak gelirler politikasını içermeyen politikalardır

   Heterodoks Tipi: Para, maliye ve gelirler politikasını da içeren politikalardır.

I- PARA POLİTİKASI :

Merkez bankasının para arzını ve faiz oranlarını değiştirerek ekonomiyi etkileme girişimidir. MB piyasayı etkileme araçları şunlardır:

a) Zorunlu karşılık oranı

b)      Iskonto oranı

c) Açık piyasa işlemleri

c-1) Tahvil satın almak

c-2) Tahvil satmak

c-3) Tahvil fiyat ayarlaması yapmak

c-4) Repo-ters repo oranlarını belirlemek

d)      Dış varlıklar (altın ve döviz rezervleri)

Para politikası yardımıyla şu amaçlara ulaşılmaya çalışılmaktadır

a) Fiyat istikrarını sağlamak

b)      Yüksek istihdamı sağlamak

c) İktisadi büyümeyi sağlamak

d)      Finansal piyasa ve kurumlara istikrar sağlamak

e)      Faiz oranlarındaki istikrarı sağlamak

f)  Döviz piyasasında istikrarı sağlamak

II- MALİYE POLİTİKASI

Toplam talep düzeyini etkileyen kamu harcamaları veya net vergilerdeki değişmelere maliye politikası denmektedir. Keynesin ekonomiyi talep yönlü incelemesinden hareketle maliye politikasının çatısını kurduğu söylenebilir. Araçları şunlardır:

a) Kamu harcamaları ( alımlar)

b)      Transfer harcamaları

c) Vergiler

d)      Borçlanma

Maliye politikasında kullanılan yöntemler:

a) İhtiyari Maliye Politikası: İradi biçimde yapılan maliye politikasıdır. Vergi oranlarının değiştirtmesi, transfer ödemelerindeki değişmeler, hükümet harcamaların arttırılması veya azaltılmasına yasal düzenlemelerle karar verilmesidir. Doğal olarak iktidarda bulunan siyasi otoritenin tercihleri bu değişmeleri etkileyecektir.

b)      Otomatik İstikrar Sağlayıcı: Gelir düzeyi değiştikçe, ekonomiyi istikrara kavuşturmaya yardımcı olan transfer ödemeleri ve vergilerdeki değişmelerdir. Kamu harcamalarının vergilerle karşılanamaması durumunda oluşan bütçe açıklarını kapatmada en uygun yöntemdir.

Otomatik istikrar sağlayıcılar arasında esnekliği en yüksek olan vergi kişisel gelir vergisidir. Gelir vergisinin artan oranlı bir yapıda olması özelliği gereği etkisi de çok yüksektir. Diğer istikrar sağlayıcılar ise; işsizliğe karşı getirilen garantiler ve kurumlar vergisi gibi vergiler söylenebilir.

Gelirler Politikası:

Ücret ve / veya fiyat kontrolleri gelirler politikasının temelleridir. Bu politikayı savunanlar ücret ve/veya fiyatların artmayacağını bilen çalışanlar veya firmaların beklentilerini ona göre oluşturacaklarını böylece enflasyon oranının düşeceğini iddia etmektedirler.

İSTİKRARSIZLIĞIN NEDENLERİ :

KEYNESCİ MODELE GÖRE:

1- Para talebi fonksiyonu istikrarsızdır

2- Faiz oranları doğal düzeyinden farklıdır

3- Parasal ücretler aşağı doğru esnek değildir.

4- Tüketim ve yatırım harcamaları faize karşı duyarlı değildir.

Dış Ticaret

Ülkeler arası dış ticaret zorunludur. Çünkü

   Hiçbir ülkenin üretimi kendine yeterli değildir

   Bazı malların üretiminde bazı ülkelerin uzmanlaşması kalite ve fiyat avantajı sağlar

   Doğal kaynaklar eşit şekilde dağılmış değildir.

   Üretim faktörlerinin bolluğu veya kıtlığı üretim yerini belirleyen bir unsurdur

DIŞ TİCARET TEORİLERİ

I- Mutlak Üstünlük Teorisi: Adam Smıth ülkelerin bir birleriyle ticaret yapmaları halinde ülkelerinin tümünün bu ticaretten yararlı çıkacağını öne sürmüştür. Ona göre; her ülke mutlak üstünlüğe sahip olduğu, yani daha ucuza ürettiği mallarda uzmanlaşıp, bu malları üretip ihraç etmeli; pahalıya ürettiği malı ise ithal etmelidir. Şöyle ki;

Ülkeler   kumaş (m2)       şarap (ton)

A         1,000     800

B          500      1,500

İki ülkenin bir günlük üretimi   1,500    +    2,300    =  3,80

Uzmanlaşma olura

Ülkeler   kumaş (m2)       şarap (ton)

A         2,000     -----

B          --------         3,000

İki ülkenin bir günlük üretimi   2,000    +    3,000    =  5,000 

II- Mukayeseli Üstünlük Teorisi : Adam Smıth tarafından geliştirilen teorinin eksik yanlarını giderebilmek adına David Ricardo tarafından ortaya atılan bir tezdir. Ona göre; ülkelerin dış ticaret yapmaları için mutlak üstünlüğe sahip olmaları şart değildir. Her ülkenin diğer ülkelere göre karşılaştırmalı olarak üstün oldukları malı üretmeleri yoluyla da uzmanlaşma sağlanabilir. Şöyle ki;

Ülkeler   kumaş (m2)       şarap (ton)

A         1,000     500

B      125      250

İki ülkenin bir günlük üretimi   1,125    +      750    =  1,875

Görüldüğü üzere A ülkesi her iki malda da mutlak üstünlüğe sahiptir. Adam Smıth e göre böyle bir durumda uzmanlaşma sözkonusu olamaz. Ancak Ricardoya göre uzmanlaşmak mümkündür. Çünkü A ülkesinin üstünlük derecesi her iki mal içinde eşit değildir.

Örneğin kumaş üretiminde 8 kat (1000/125) , şarap üretiminde ise 2 kat (500/250) daha üstündür. Bu nedenle kumaştaki üstünlüğü daha fazla olduğu için kumaş üretiminde uzmanlaşmalıdır. Şarabı ise ithal etmelidir.

İç maliyetleri şöyledir:

Kumaş açısından

A ülkesinde  1 birim kumaş ½ birim şarap

B ülkesinde  1 birim kumaş 2 birim şaraptır.

Şarap açısından

A ülkesinde  1 birim şarap 2 birim kumaş

B ülkesinde  1 birim şarap ½ birim kumaştır.

Uzmanlaşma olursa;

Ülkeler   kumaş (m2)       şarap (ton)

A         2,000     ------

B          ------     500

İki ülkenin bir günlük üretimi   2,000    +    500   =  2,500

İktisat Temel Kavramlar

İHTİYAÇ: Karışlandığında insanlara haz karşılanmadığı zaman acı veren duygudur.

Özelikleri:

1- İhtiyaçlar şiddet açısından faklılık gösterir. (yeme, içme, duygularıdır.)

2- İhtiyaçlar artma eğilimindedir.(Teknolojik, Cep telefonu gibi)

3- İhtiyaçlar karşılandıkça onlara karşı duyulan şiddet azalır.

4- İhtiyaçlar ve ihtiyaçları karşılayan araçlar birbirinin yerine ikame edebilir.

   (sinemaya gitmek yerine maça gitmek gibi, Portakal yerine Elma tercih etmek gibi)

5- İktisatçılar ihtiyaçların ahlaki yönünü dikkate almazlar.

    İhtiyaçlar zorunlu ve Kültürel İhtiyaçlar olmak üzere ikiye ayrılır.

a)- Zorunlu İhtiyaçlar: Yeme içme, giyinme, barınma gibi.

b)- Kültürel İhtiyaçlar: Spor, sinema, tatil gibi

MAL VE HİZMET

Doğrudan veya dolaylı olarak insan ihtiyaçlarını karşılayabilecek kullanmaya hazır her şeye mal denir.

İhtiyaçları karşılamasına karşın fiziksel varlık özelliği taşımayan şeylere de hizmet denir.

İktisadi mal – Serbest Mal:

Herkese yetecek kadar bol olmayan elde edilmesi için mutlaka belirli bir çaba harcaması ya da beli bir bedel ödenmesi gereken mallara iktisadi mal denir.

Doğada bütün insanların ihtiyaçları karşılayacak kadar bol olan ve hiçbir çaba harcamadan ya da bedel ödenmeden elde edilen mallara serbest mal denir.

Tüketim malları: İnsan ihtiyaçlarını doğrudan karşılayan mallardır.

Üretim malları: Tüketim mallarının Üretiminde kullanılan ihtiyaçlar dolaylı olarak karşılamış olan mallardır (Yakıt, Fabrika Binası, Üretim malları niteliğindedir)

Dayanıklı Mallar – Dayanıksız Mallar

Dayanıklım Mallar  = TV, Buzdolabı. Masa  –  Dayanıksız Mallar = Çikolata elma, Kebap

Özel mallar: Piyasa sisteminde alınıp satılabilen mallara özel mallar (Tüketimde rakiplik var “Ayakabı alınca başka malın kalmaması gibi)

Kamusal Mallar: Tüketimde Rakip almaması. Kimsenin dışarıda bırakılmaması

İkame mallar: Bir birinin yerine kullanılabilen mallardır. (Bal - Reçel,  Elma –Portakal)

Tamamlayıcı mallar: Yalnız başına kullanılmayan mallardır. (Benzin – Araba gibi)

Bölüne bilir mallar: Çoğaltıla bilen mallar (Masa Sandalye)

Bölünemeyen mallar: Çoğaltılamayan mallar. (Antik mallar,  Tarihi eserler.)

FAYDA: Herhangi bir malın tüketiminden elde edilen duyumdur.

DEĞER: Ekonomik mal ve hizmetlere verilen nispi önemdir.

Kullanım Değeri: Bir malın Kişiye sağladığı faydanın bir başka mallın sağladığı fayda ile karşılaştırılması sonucunda mallara verilen nispi önemdir.

Değişim Değeri: Bir malın veya hizmetin başka bir mal veya hizmetle değiştirebilme oranıdır.

Fırsat maliyeti Buzdolabı 1500 Fırın 500 TL ise bir Buzdolabı na 3 fırın alınabilir  (değişim değeri kişiden kişiye değişmez )

Değer Paradoksu:  Su ve Elmas   Çokluk ve azlık ve ihtiyaç..

ÜRETİM:  İnsan gereksinimlerini karşılayan mal ve hizmetlerin ortaya çıkarılması, miktar ve faydanın artırılarak malların kıtlığının azaltılması yönündeki faaliyetlerdir.

1)     Malın Şekil Faydası: Kumaşın Elbise olması

2)     Malın Yer Faydası: bir malın bol olduğu yerden alınıp olmayan yere götürülmesi

3)     Malın zaman faydası:  Domatesin kışın olması

4)     Malın mülkiyet faydası İhtiyaç duyulan kişilerin eline geçmesi, aracılık etmesi

TÜKETİM: İhtiyaçların giderilmesi veya hafifletilmesi için mal ve hizmet kullanılmasıdır.

İktisadi faaliyetin nihai olması tüketimdir. Hayat standardının yükselmesi en önemli göstergesi daha yüksek tüketim düzeyine ulaşmasıdır.

Ekonomik Etkinlik: Kıt kaynakların toplum refahını maksimize edecek şekilde üretim sürecine katılması ve Üretilen mal ve hizmetlerin bireyler arasında adaletli olarak dağıtımın yapılmasıdır.

Üretimde Etkinlik: Mevcut kaynaklarla en yüksek düzeyine ulaşmayı ifade eder

Bölüşümde Etkinlik: Üretilen mal ve hizmetlerin Üretime katılacaklar arasında adaletli bir şekle dağıtılmasıdır.

İş Bölümü Uzmanlaşma Ve Değişim

Bu Kavramların birlikte ele alınmasının nedeni birbiriyle ilişkili olmalarıdır. Hiç kimse ihtiyaç duyduğu tüm ürünleri tek başına üretemez. Bu nedenle herkes başarıl odluğu alanda uzmanlaşmalı ve s-sadece o alanda çalışmalıdır.

VERİMLİLİK

Üretimde kullanılan birbirim girdi başına düşen mal ve hizmet miktarını ifade eder.

Verimlik = Üretim Miktarı / Girdi Miktarı

EKONOMİK BİREYLER

— Hane Halkı: Aynı evde yaşayan ve ortak finansal kararlar alan tüm insanlara hane halkı denir.

— Firmalar: Üretime katkı yapan kaynakları kullanan ve ne üreteceğine karar veren Çeşitli özel firmalardan devlete kadar uzanan tüm üretici birimlerini içeren kuruluşlara denir.

     — Devlet: Hane halkı gelirinin bir kısmını vergi olarak toplayıp firmaların ürettikleri mal ve hizmetlerin bir bölümünü satın alır. ve bazılarını da  kendi üretir.

     — Dış Dünya: Bir ülkenin ticaret yaptığı bütün ülkeleri ve dolayısıyla o ülkelerdeki ev halkını, firmaları ve hükümetleri kapsar.

 

Kitlik Tercih Ve Fayda

Kaynakların miktarının tüm arzuları karşılamaya yetersiz olduğu durma kıtlık denir. İnsanoğlunun

İstekler sınırsız, buna karşılık istekler karşılamaya yönelik kaynaklar sınırlı olduğu için kıtlık

Sorunu ortala çıkmaktadır.

Sınırsız İstekler: İnsanların ihtiyaçları sınırsızdır. Bir araba alınca bir yat almak istemesi gibi

Kıtlık Kanunu ve Ekonomi Bilimi: İnsanların ihtiyaçları sonsuzdur buna karşılık ihtiyaçları

Karşılamakta kullanılan mal ve hizmetler sınırlıdır.

Kıtlık ve Tercih: Tüm kaynaklarda var olan kıtlık insanların arzuladıklarından daha az mal ve

hizmete sahip olacakları sonucunu doğurmaktadır. Bunun soncunda insanlar tercih yapmak zorunda

kalırlar, İhtiyaçlar arasında en acil olanını tercih edip diğerlerinden vazgeçmek zorundadır.

Tercih ve Fırsat Maliyeti: Tüm istekleri karşılamadaki güçlük, bizi sınırlı kaynaklarımızı en iyi

şekilde kullanabileceğimiz konusunda seçim yapmaya zorlamaktadır. Bunun için akılcı seçimlerin

yapılması ekonominin temel konusunu oluşturur.

Örn: Bir tatil gününde sinemaya gitmek, maça gitmek ya da hafta içindeki sınav için çalışmak alternatifleri arasında karar vermek. Sınırlı zamanını iyi değerlendirmek.

Fırsat Maliyeti Ve Parasal Maliyet

Kıtlıkla karşı karşıya kalan insanların yaptıkları tercih fırsat maliyeti büyük oranda ektiler

Örn: bir kola aldığımızda başka şeyleri almaktan vazgeçiyoruz ve vazgeçtiğimiz en iyi şey bir simit ise bir kola’nın fırsat maliyeti bir adet simit olacaktır.

 

ÜRETİM İMKÂNLARI SINIRI:

Üretimde Etkinlik: Başka bir malın Üretimini kısmadan bir malın üretimini arttıramıyorsak üretimde etkinliğe ulaşmış oluruz. Üretimde etkinlik sağlanmışsa Üretim imkânları sınırı Üzerinde bir noktadayız. Demektir.

Fırsat Maliyeti: Bir kararın maliyeti vazgeçilen en değerli alternatiftir. Üretim İmkânları sınırı üzerinde sadece iki mal vardır. Dolayısıyla bir malın üretimini artırmak için vazgeçeceğimiz alternatif tektir. Fırsat maliyeti bir orandır. Bir malın üretim miktarındaki azalmanın diğer malın üretim miktarındaki artışa oranı bize fırsat maliyetini verir.

Artan Fırsat Maliyeti:

Bir maldan daha fazla Üretilmesi için diğer maldan artan miktarlarda vazgeçilmesi gereken durum olarak tanımlanır. Bir ton buğdayın Fırsat maliyeti üretilen buğday miktar artıkça artmaktadır. Aynı zamanda Uçağın fırsat maliyeti de uçak üretimi artıkça artmaktadır. Artan Fırsat maliyetleri nedeniyle Üretim İmkânları sınırı orijine göre iç bükeydir.

Alternatif İktisadi Sistemler

Tüm Ekonomilerin yanıtlamaya çalıştığı 3 soru [ Tam kullanım, Ektin kullanım, Ekonomik Kullanım]

Neler Üretilecek – nasıl üretilecek -  Kimler için Üretilecek ya da nasıl paylaşlacak.

Piyasa Ekonomileri Sistemi: İktisadi faaliyetler serbest piyasalar ve serbestçe yapılır,

Kumanda Ekonomi sistemi: merkezi otorite ve hükümetin kontrolü var.

Karma Ekonomik sistem: Piyasa ekonomisi ve kumanda ekonomileri ortasında yer alan Karma ekonomik sistemde yine piyasa ve fiyat mekanizmasının kurum ve kuralları yürürlüktedir. Kapitalist sistemde olduğu gibi Fakat devlet Piyasa Mekanizmasının Aksayan yönlerini düzeltmek için müdahale eder.

Tercih Ve Marijinal Fayda

Azalan Marjinal Fayda: Her hangi bir maldan elimizde ne kadar çok varsa marjinal faydası o kadar az olacaktır. Doyma noktasında marjinal fayda 0 dır .Doyma noktasından sonra negatif hale gelir.

TALEP ARZ ve PİYASA DENGESİ.

Talep Edilen miktar:  Bütün tüketicilerin belirli bir zaman içinde almayı planladıkları mal veya hizmet miktarına denir. Satın almayı arzu ettikleri, satın alacak güçte oldukları ve satın almak için bir planları olduğu anlaşılır.

Talep Kanunu: Bir mal veya hizmet için talep edildiğinde bu malın fiyatı ile talep edilen miktarı arasındaki ilişki anlaşılır

İkame Etkisi: Diğer değişkenler sabit iken bir malın fiyat düştüğünde diğer malların fiyatlarına kıyasla bu malın nispi fiyatı düşer. Tüketiciler pahalı olan malın yerine fiyatı düşen malı ikame ederler. Bu davranış fiyatı düşen malın alımını artırırken ikame etkisi olarak tanımlanır.

Gelir Etkisi: Diğer değişkenler sabitken, bir malın fiyatı azaldığı zaman, gelir sabit olduğundan gelirin satın alma gücü artar. Çünkü aynı gelirle bu maldan daha fazla satın alma gerçekleştirilir. Bu iki etki birlikte talep eğrisinin neden negatif eğime sahip olduğunu açıklamada kullanılır.

Talep Çizgisi ve Talep Eğrisi:

 

KONBİNAYSON

Kalem Başına Fiyatı (1000 TL.)

Talep Edilen Kalem Mikt.(Milyon)

A

100

9

B

200

6

C

D

E

300

400

500

4

3

2

Talep Eğrisinde görüldüğü gibi fiyat artıkça talep edilen miktarı azalmakta, fiyat azaldıkça talep edilen miktarı artmaktadır.

 

Talep Edilen miktardaki Değişme:

Talepteki Değişmeye Neden olan Faktörler

a)       Tüketicinin Gelirindeki Değişme:

b)      İlişkili malların Fiyatındaki değişme:

c)       Tüketicilerin zevk ve tercihlerindeki değişme:

d)      Gelecek hakkında beklentiler

e)      Piyasadaki Tüketicilerin sayısı:

Tamamlayıcı mallar: Eğer İlişkili mallardan birinin fiyatında düşük meydana geldiğinde ilişkili diğer malın talebi artıyorsa bu mallar tamamlayıcı mallardır. Fiyatları ters orantılıdır. Örn:  Araba - Benzin.

İkame Mallar: İlişkili mallardan birinin fiyatında meydana gelen bir artış diğer malın talebinde artışa neden oluyorsa bu mallar ikame mallardır. Doğru yönlü bir ilişki vardır. Örn. Hindi eti, tavuk eti. Hindi eti fiyat artığında insanlar hindi eti yerine tavuk eti tercih ederler. Ve tavuk eti talebi artacaktır.

Arz kanunu: Bir malın fiyatı artıkça arz edilen miktarı da artar. Fiyatı azaldıkça arz edilen miktarı azalır.

Arz Eğrisi: Diğer değişkenler sabitken fiyat düzeylerinde arz edilen mal ve hizmet miktarlarını birleştiren eğridir. Örn: Bir malın fiyatı 100 arz  0, 200 iken arz 3, 300 iken arz edilen 4 …

 

Kombinasyon

Kalem Başına Fiyat

(Bin)

Arz Edilen Kalem Miktar   (haftada Milyon adet)

A

100

0

B

200

3

C

300

4

D

400

5

E

500

6

Arzdaki Değişmeye neden olan faktörler:

a) Girdi fiyatlarındaki değişme (Üretim Maliyetlerindeki değişme)

b) Diğer malların fiyatı.

c) Teknoloji ve verimlilik

d) Gelecek hakindeki beklentiler.

e) Vergiler ve sübvansiyonlar

f) Endüstrideki firma sayısı.

 

Talep Eğrisi ve Arz eğrisiTalep Eğrisi Tüketicilerin farklı fiyat düzeylerinde satın almaya hazır oldukları mal ve hizmet miktarlarını göstermektedir. Arz eğrisi ise arklı fiyat düzeylerinde üreticinin satmaya hazır oldukları mal ve hizmet miktarlarını gösterir.

Talebin Fiyat esnekliğini etkileyen faktörler:

-    İkame edilebilir mallar veya hizmetler olup olmadığı

-    Mala duyulan ihtiyacın şiddetti

-    Mala Harcanan paranın tüketici bütçesi içindeki payı

-    Fiyat değişmesinden sonra geçen zaman süresi

Arz Esnekliğini Etkileyen Faktörler:

-    Üretimde ikame edilebilir mallar olup olmadığı

-    Stoklanabilme özelliği ve maliyeti.

-    Üretilen mal miktarı artıkça maliyetlerin nasıl değiştiği

-    Zaman

Arz Ve Talep Uygulamaları

Fiyat Kontrolleri

1.Tavan Fiyat: Devlet bazen piyasalara müdahale ederek bazı mal ve hizmetlerin satılabileceği maksimum fiyatları belirler. Devletçe Belirlenen bu maksimum fiyata Tavan fiyat denir. Amaç kıtlık zamanlarında az bulanan mallarda karaborsayı önlemek.

2.Taban fiyat: Devlet bazen piyasalara müdahale ederek bazı mal ve hizmet ve Üretim faktörleri için denge fiyatının üstünde bir minimum fiyat belirler. Bu fiyata Taban fiyat denir. Tarım ürünlerinde ve emek piyasalarında uygulanır. Amaç Tarım ürünleri piyasasında Çiftçileri korumak, emek piyasasında işçileri korumak.

3. Asgari Ücret:

4. Tarımsal Destekleme Fiyatları:

5. Kira kontrolleri:

6. Miktar kontrolleri:

7. Üretim kotaları:

8. İthalat Kotaları:

9. Satış Vergileri  

 

Tüketici ve Üretici Artığı: veya (Rantı)

Tüketici Artığı: Tüketicinin bir mal için ödemeyi arzu ettiği fiyat ile gerçekte satın aldığı fiyat arasındaki farktır.

Üretici Artığı: Üreticilerin her ilave birimi üretmek için kabul etmeye hazır oldukları minimum fiyatlarla piyasada oluşan denge fiyatı arasındaki farkların toplamıdır.

 

TÜKETİCİ DENGESİ ANALİZİ

Marjinal Fayda ve Tüketici Dengesi: Bir Tüketicinin çok aç olduğu bir sırada yemek yemek için bir pizzacıya girdiğini düşünelim. Tüketicinin yediği pizza dilimlerinden elde ettiği toplam Fayda ve son birim yararı (Marjinal Fayda ) Değişir Örnek olarak.

Miktar

Toplam Fayda

Marjinal Fayda

0

0

75

1

75

42

2

117

35

3

153

28

4

181

25

5

206

0

Bir mal ve Hizmet tüketiminden, her ilave birimden daha az fayda elde edilmesi durumuna azalan son birim yararı kanunu denir.

 

Ordinal Yaklaşım (Farksızlık Eğrisi Yaklaşımı)

Farksızlık Eğrilerinin Özelikleri

1.       Farksızlık eğrileri negatif eğilimlidir yani sol yukardan sağ aşağıya doğru inerler.

2.       Faksızlık eğrileri bir birlerini kesmezler: Tüketici tercihlerinin tutarı olduğu varsayımının bir sonucudur.

3.       Faksızlık Eğrileri orijine göre dışbükeydiler: Nedeni marjinal ikame oranı dır.

 

Tam rekabet Piyasası Koşulları  [Talep eğrisi Yatay Eksene paralel, Toplam gelir= Fiyat*Miktar]

1.       Atomize: Piyasada çok sayıda alıcı ve satıcının olması

2.       Homojen:  Malın Homojen Olması, yani mallar aynı tür ve aynı kalitede

3.       Şeffaflık: Alıcı ve satıcıların piyasaya ilişkin tam bilgiye sahip olması

4.       Mobilite: Piyasaya giriş ve çıkışların serbest olması

Monopol Piyasası: Tüm Piyasaya Tek bir girişin olmasıdır, Malın Üretim ve Satışının tek bir girişim tarafından yapılmasıdır. (Tekel) Tek bir satıcının olması Çok Sayıda Alıcı

a-      Monopolcunun yakın ikamesi olmayan bir malı satması

b-      Başka Firmaların piyasaya girişini engelleyen etkili kısıtların olmasıdır.

Tam rekabetçi bir firmanın aksine monopolcu firma piyasa fiyatını doğrudan etkileme gücüne sahip r.

Monopolu Oluşturun nedenler

1.       Doğal nedenler: Bir girişici bir hammaddenin ülkedeki tüm rezervlerine sahip olmasıdır.

2.       Yasal Nedenler: İkamesi güç bir malın tek üretici ve satıcı sı olma hakkını kimi zaman yasayla tek bir girişime verebilir Burada Yasa koyucu bu ayrıcalığı Ekonomik, Sosyal ve Hukuksal Açıdan yapabilir.

      Ekonomik Amaçlı: Ülkemizde çok büyük ölçüde sigara ve yüksek alkollü içki üretim ve satışının tekele verilmesi;

 Sosyal Amaçlı: Devletçe sağlaman ayrıcalıklı kimi ulaştırma ve haberleşme hizmt. belli kuruluşlara verilmesi gibi

 Hukuksal Amaçlı: Yeni Buluşların Özendirilmesi ve haksız rekabetin önlenmesi amacıyla buluş yapan kişi yada girişimlere patent verilmesiyle oluşan monopola hukuksal amaçlı monopol denir.

3.       Akdi Nedenler: Beli bir faaliyet alanında hemen hemen aynı malı üreten kimi zaman aralarında rekabeti ortadan kaldırmak için ortak hareket etme konusunda anlaşırlar tüm girişimciler tek bir girişimci hareket ederek monopolu oluştururlar. Buna ilişkin iki uygulama Kartel ve Tröslerdir:

Kartel: Bir piyasadaki girişimlerin rekabeti ortadan kaldırmak için yaptıkları anlaşmayla oluşturdukları ir birliktir. Kartele giren girişimler Tüzel kişiliklerini korumakla birlikte anlaşma yaptıkları konularda ortak hareket ederler.

Tröst: Girişimlerin rekabeti ortadan kaldırmak amacıyla ortak hareketten (kartelden) çok daha ileriye giderek aralarında birleşip tek bir girişim gibi hareket etmeleridir. Artık Girişimlerin bağımsız hareket etmeleri söz konusu değildir.

4.      Filli Nedenler: Bir girişimin üretimini çok artırması soncu birim başına düşen maliyetin düşmesi zamanla tek bir girişimin egemenlik kurarak fiilen monopollaşmasıdır.

OLİGOPOL: Bir biriyle rekabet eden çok sayıda büyük firmanın her birinin üretimdeki değişmelerin piyasa fiyatını etkileyebilecek durumda olduğu piyasa türüdür. Fiyatlar üzerinde Kontrol gücü vardır.

MONOPOL:  Tek bir satıcı çok saydı Alıcı

OLİGOPOL:  Az sayıda Büyük satıcı çok sayıda alıcı var, Mallar Homojen,

DÜOPOL:     iki satıcı çok sayıda alıcı var

OLİPSON:    çok sayıda satıcı Sınırlı sayıda alıcı var

Faktör Piyasaları: Rant, Ücret, Faiz, Kar

Rant: Toprak veya doğa terimleri ile açıklanan üretim faktörü, üretim amacıyla kullanılabilen topraklarla birlikte, Toprak altı ve toprak üstü zenginlikleri de içine alan bir kavramdır.

Şehir Rantı, Mevki Rantı, Kalite Rantı, Mutlak rant

Ücret:  Emeğin gelirine ücret denilmektedir.

Ücretin belirlenme Şekilleri: a) Kişisel Serbest Yapılan Sözleşmeler b) Toplu serbest yapılan sözleşmeler.

Ücret Teorileri:

Klasik Ücret Teorileri:

a) Ücret Fonu Teorisi: Belirli bir devrede sermayenin işçi ücretlerine ayrılan fonun işçi sayısına bölümü ücret seviyesinin belirler. Ortalama Ücret = Ücret Fonu / İşçi sayısı

a)      Doğal Ücret Teorisi: Ücretin incelenmesinde emek arz ve talebin karşılaştığı bir iş piyasasından ve piyasa ücretlerinden söz edilebilir. İşçinin kendisini ve ailesini geçindirebilecek bir ücret söz konusudur.

Modern Ücret Teorileri:

a)        Verimlilik Teorileri

b)       Modern Arz ve Talep Teorisi

c)        Keynes yen görüşler

Faiz: Milli gelirin bölüşümün de sermayenin gelirine faiz denilmektedir.

Kar:

Milli Gelirle İlgili Kavramlar

Gayri Safi Milli Hâsıla:

Bir ekonomideki üretim ile ilgili faaliyetleri ölçmekte kullanılan temel ölçü dür. Genellikle bir

yıl içinde üretilen tamamlanmış mal ve hizmetlerin gayri safi değerlerinin toplamıdır.

Safi Milli Hâsıla: GSMH- Amortismanlar = SMH

Milli Gelir:  SMH- Dolaylı Vergiler = MG

ÜCRET + KAR + FAİZ + KAR = MİLLİ GELİR

Kâğıt Para basma ve tedavüle çıkarma yetkisi Merkez bankasında

Madeni Para basma ve gerekli görülen oranda tedavüle çıkarma yetkisi Hazine Müsteşarlığı’na aittir.

Merkez Bankası’nın yasal olarak para politikasını yürütmede elinde bulundurduğu araçlar

Açık Piyasa işlemler, Karşılık oranları, reeskont ve zorunlu devir işlemleri

 

DÖVİZ ARBİTRAJI: Bir döviz, menkul değer, mal veya üretim faktörünün belli bir fiyat farklılığından

yararlanmak üzere bu ekonomik varlığın eşanlı olarak alınıp satılması şemlinde yapılan işlemlerdir.

Faiz Arbitrajı: Ekonomik varlıkları ucuz olduğu piyasalardan alınıp pahalı olduğu piyasada satarak

risk üstlenmeden kar sağlar piyasalar arasındaki fiyat farklarını ortadan kaldırır

 

ULUSAL PARANIN KONVERTİBİLİTESİ: Bir ülkenin ulusal parasının döviz piyasalarında serbestçe öteki ülke paralarına dönüştürülebilme özelliğine sahip olmasıdır.

 

Geleceğe Yönelik Döviz Piyasaları:

Vadeli Teslim Döviz Piyasaları (Forward Merkets): Dövizin şimdiden kararlaştırılan bir fiyattan ileride bir tarihte teslim edilmek koşullu ile bugünden yapılan sözleşmelerle alınıp satılmasına vadeli teslim işlemi denir.

Kur Değişmesi Risklerine karşı Koruma ( Hedging): İthalat siparişi verildikten sonra henüz ödeme yapılmadan döviz kurunda beklenmedik bir yükselme, ithalatın ulusal para cinsinden maliyetini artırır. Kur Risklerinden korunmanın en dolaysız yolu vadeli teslim döviz piyasasıdır.

Döviz Swapları: Anında teslim kaydıyla satılan dövizin gelecekte belli bir süre sonra tekrar satın

alınması söz konusudur. Ya da tersine anında teslim koşulu ile satın alınan dövizin gelecekte

teslim edilmek üzere yeniden satılması öngörülür.

Kur Marjı: alış ve satış Kurları Arasındaki Farktır.

Mali Tavzin: Merkezi Yönetimle Yerel yönetimler arasında hizmetlerin bir başka değişle giderlerin

ve gelirlerin ne şekilde bölüşeceğinin incelenmesidir.

Konversiyon: Faiz Oranları yüksek tarihlerde düşük faizli tahvillerle değiştirilmesine denir.

Mustafa Kemal Paşa Mah. İstiklal Cad. No:48/1 İstanbul/AVCILAR
0 212 428 23 21 - 0212 428 23 39